*ama hala rüyadayım

ideatum

suo ideato


…Hayat nedir? Ebediyete nisbetle bir hiç; uzun zamanlara nisbetle bir an…


Ey dil! Cihanda sen şule-zensin
Meçhulü her an tayin edensin
Ayine-i eşya, manzur sensin!

Vahdetle her şey, maruf-ı vicdan
Vicdanla alem, eşyayı insan
Ayine-i eşya, manzur sensin

Batın tecelli eyler şuunda
Zahir tayin eyler butünda
Ayine-i eşya, manzur sensin

Elvah-ı kevnin tevhidi sensin
Ayat-ı Hakk’ın tecvidi sensin
Ayine-i eşya, manzur sensin!

“Ey gönül!
Şu dünyada parlayan ve bilinmeyeni her an belirleyen sensin.
Eşyanın aynası ve tabiatı,orada görünen sensin.
Her şey vahdet sayesinde vicdan tarafından bilinir.
İnsan eşyayı, insan dünyayı vicdanla bilir.
Eşyanın aynası ve tabiatı ,orada görünen sensin.
Meydana gelen hadiselerde varlığın iç yüzü görünür.
Varlığın dış yüzü de iç yüzü sayesinde ayırdedilir.
Eşyanın aynası ve tabiatı ,orada görünen sensin.
Kainat levhalarının tevhidi sensin.
Hakk’ın ayetlerinin tecvidi yine sensin.
Eşyanın aynası ve tabiatı,orada görünen sensin”.
..

…SIRRIMDAN BANA HİTAP

Matla—ı şems—i hüviyyet menşe—i ekvan benim,
Memba— ı mânâ—yi kesret mahzen—i ebdan benim.
Ben oyum ki, kendi emrimden yarattım âlemi,
Hep şuûnumdur bu mevcut, dehr-i bîpayan benim.
Ben oyum ki, lâ-mekâmm, lâ-zamanım, lâ-kuyud,
Her zamandan, her mekândan münceli imkân benim.
Arş benim, kürsi benim, asuman-ı seb’a benim,
Madde-û cevher-ü unsur, camid-û hayvan benim.
Nûr-i mahzım, sırr-ı mutlak, nokta-i ıtlak-ı nân,
Hem ruhum, hem meldife, Ademim, insan benim.
Ben o zat—ı mutlakım ki, vasf—u fiilimle ayan,
Ey!., tîalık-ı zîşan benim, Rahman benim.
“Hakikat güneşinin doğduğu, kâinatın çıktığı yer benim. 
Çokluğun kaynağı, bedenlerin hazinesi benim. 
Ben o varlığım ki, âlemi kendi emrimden yarattım. 
Bu varlıkların hepsi benim çeşitli durumlarımdır, sonsuz zaman da benim. 
Ben o, varlığım ki ne mekânım, ne zamanım vardır, hiçbir kayıt altında da değilim. 
 Fakat her zaman, her yerde olagelen şeyler yine benim. 
Arş benim,kürsü benim, yedi kal gök benim. 
Madde, cevher, unsur, cansız, canlı her şey benim. 
Ben sırf nurum; mutlak sır, nun’a konulan noktayım. 
Ben hem ruhum, hem melekler; Adem, insan benim. 
Ben hem sıfatları, hem de işleriyle besbelli olan mutlak zatım. 
Ey Hak yolcusu! Şan ve azamet sahibi olan Halik ve Rahman benim.” 

Filibeli Ahmed Hilmi – A’mak-ı Hayal – çev: Abdurrahman Badeci


… Faaliyetlerimiz de madde alemine takılıdır. Eğer maddeyi daimi bir akış halinde görseydik aksiyonlarımızdan hiçbirine bir amaç tayin edemeyecek, bunların yapılmasıyla birlikte dağıldıklarını duyacak, daima kaçan bir gelecek üzerinde bir amaç tasarlayamayacaktık. faaliyetimizin bir fiilden başka bir fiile geçebilmesi için de maddenin bir halden başka bir hale geçmesi lazımdır. Çünkü aksiyon ancak madde dünyasının bir halinde yapılabilir…

… Hayat bir tekamüldür. Biz ise bu tekamülden bir devreyi alarak şekil dediğimiz istikrarlı bir görüşte topluyor; değişme, idrakimizin bu ataletini yenecek bir hale geldikten sonradır ki cisim şekil değiştirdi diyoruz…

… Şekil hareketsizlik demektir. Realite ise harekettir. Gerçek olan, şeklin durmadan değişmesidir: Şekil, bir intikal üzerinde alınan bir lahzadan başka bir şey değildir. O halde idrakımız burada da reelin akıcı sürekliliğini süreksiz imajlarda katılaştırmak yolundadır. Birbiri arkasından gelen imajlar birbirlerinden çok fark etmedikleri zaman biz bunları bir tek orta imajın büyüme yahut küçülmesi yahut da şekillerinin türlü yönlerde bozulması gibi düşünüyoruz. Bir şeyin özünden yahut kendisinden bahsettiğimiz zaman da hep bu orta imajı düşünüyoruz.

Nihayet Şey dediğimiz nesneler böylece bir kere teşekkül ettikten sonra, mevkilerinin değişmesiyle Bütün’ün bağrında vücut bulan derin değişikliklerin meydana çıktıklarını gördüğümüz zamandır ki eşya birbirleri üzerine tesir ediyor diyoruz. Bu tesir bize hareket şeklinde göründüğü halde hareketin bu hareketliliğine elden geldiği kadar yüz çeviriyoruz. Çünkü bizi ilgilendiren, yukarıda da söylediğimiz gibi, hareketin kendisinden ziyade onun duraklarıdır. Mesela basit bir hareketten mi bahsolunuyor? Derhal nereye gittiğini soruyoruz. Çünkü bizi hareketin kendisi değil, istikameti ilgilendiriyor…

… Çeşit çeşit renklenmiş sayısız oluşlar gözlerimizin önünden geçtiği halde biz sadece renk farkları görmekle kalıyoruz…

Henri Bergson – Yaratıcı tekamül (çeviri: M.Şekip Tunç 1947)

 


 

“Nitelik Metafiziği’nce vurgulanan, evrim düzeylerinin birbirlerinden bağımsızlığı ve birbirlerine karşıtlığı olgusuna da uyuyordu bu. Akılsal anlayış dilinde hücrelere doğrudan söylenebilecek hiçbirşey yoktur. Onlar onu anlamazlar. Hücrelerin dilinde de akla doğrudan söylenebilecek hiçbir şey yoktur. Akıl da o dili konuşmaz. Bunlar tümüyle ayrı biçimlerdir. Şu anda uyuyan “Lila”, elektrik devresi kapatılmış bir bilgisayardaki bir programın var olduğundan daha fazla var değildir. Hücrelerinin anlayışı, tıpkı bir donanım düğmesinin bir bilgisayar programını kapatması gibi, Lila’yı gece için kapatmıştır.

Ama bize miras olarak kalan dil bu durumu karıştırır. Biz “benim” bedenim, “senin” bedenin ve “onun” bedeni deriz ama aslında böyle değildir. Bu, bir FORTRAN programının “bu benim bilgisayarım” demesine benzer. “Şu soldaki beden” ve “şu sağdaki beden”. Aslında işte böyle söylenmelidir. Bu Descartes’çı “Ben”, gözyuvarlarımızın ardında oturup da onlara, dünya olayları hakkında ahkam kesmek için bakan bu küçük, özerk insancık tümüyle bir saçmalıktır. Gerçeğin bu kendince editörü, incelendiği anda dağılan, gerçekleşmesi olanaksız bir uydurmadan başka bir şey değildir. Bu descartes’çı “Ben” bir donanım gerçeği değil, bir yazılım gerçeğidir. Bu soldaki beden ve sağdaki beden ikisine de ait olmayan aynı programın, aynı “Ben”in varyasyonlarıyla çalışmaktadır. “Ben’ler”, bir program formatından başka bir şey değildir.

Başka bir gezegenden gelmiş yabancılar hakkında konuşalım. Bu program “Ben’ler”e dayalıdır ve Biz’ler” yabancıdır. “Biz” ortaya çıkalı ancak birkaç bin yıl falan olmuştur. Ama “Biz”in ele geçirdiği bu bedenler “Biz”in var olduğundan on kat daha fazla zaman öncesinden beri vardı. Ve hücreler …

…”Biz” onları anlamadığı ve onlardan dehşete kapıldığı halde, bedenler bunu onun izni olmadan yaptılar. Rigel’in tüm o cinsel ahlakı yalnızca sosyal kurallar değildi. Aynı zamanda o, “Biz”in işgal ettiği bu hücrelerden, “Biz”in gelmesinden önce var olmuş o garip biçimlerden duyulan dehşet duygusunun da bir parçasıydı… ”

Robert Maynard Pirsig – Lila


“alçak kişi ilerlerken üstün kişi kendi düşüncelerine çekilir. alçak adamdan nefret etmez; çünkü nefret bir tür öznel katılımdır, bizi nefret edilen nesneye bağlar.”
i ching


“Sanki sürekli alçalıyor gerçekliğin normal düzeyi.”
Antonin Artaud – Yaşayan Mumya


 

Eğer kabul etmeye zorlandığımız dünya sahte ve hiç birşey hakiki değilse o zaman herşey mümkündür. Sevdiğimiz şeyleri keşfetmeye çalışırken bulduğumuz herşeyden nefret edebiliriz. arzuladığımız şeylere giden yolu herşey tıkayabilir. Markette olmayanı arayanlar için rahatlık asla rahat olmayacaktır. Mutluluk kavramının sürekli olarak sorgulanması. Güçlendirilmiş her ses yükselticisinin ses bağlantısını keseceğiz. Aynanın içindeki toplumsal simgeleri alaşağı edeceğiz. Toplumun parasını devalüe edeceğiz. Alışılmış olanla uğraşacağız. Toplum öylesine dolandırıcı ve çıkarcı ki… varlığını anımsayacak bellek gücünün de ötesinde bir yıkımı hakediyor. Yangın neredeyse körükle orada olacağız. Yarıda kes gündelik deneyimin sürekliliğini… ve onunla beraber gelen tüm normal beklentileri. Bazı şeyler gerçekten de eylemlerine dayanıyormuş gibi yaşa. Tüketim toplumunun ortaklaşa düzeltilmiş ideoloji aynasını parça parça et… et ki bastırılmış arzularımızın bozulmamış doğası ortaya çıkabilsin. Hayatın şimdi nasıl olduğuyla, nasıl olması gerektiği arasındaki karşıtlığı göster. Eylemlerin unutuşuna kendimizi bırakmak ve onları gerçekleştiriyor olduğumuzu bilmek. Gündelik hayatta daha önce hiç bilinmeyen bir yoğunluk olacak… sevgiyle nefret hayatla ölüm, terörle kurtuluş, iğrenmeyle çekim arasındaki değiş tokuşta. Dünyayı umursamayan ve sıradan bir özgürlüğün olumlanması, her çeşit kısıtlama ve sınırlamaların toptan reddi anlamına gelecektir. – Hey, ihtiyar, ne yapıyorsun yukarıda? – Pek emin değilim. Aşağıya inerken yardım ister misiniz, efendim? Hayır, sanmam. Piç kurusu. Durumu bizden daha kötü değil. O, kuramı olmayan eylem. Bizse eylemsiz kuramız. Neden bu kadar asık suratlısınız Bay Debord ? Kaybedilen bulunamazmış gibi gelir. Çalışmadan yaşamanın… had safhadaki belirsizliği aşırılıkları gerekli kılar ve kesintiler belirleyicidir. Stevenson’dan alıntılarsak: “İntihar çoğunu sildi süpürdü. “İçki ve şeytan da geri kalanı halletti.”

waking life