yeniden yeniden…

Saymayı yeniden öğrenmeliyiz. Yeniden yeniden saymalıyız; bir, iki, dört, iki… Biriktirerek değil, iç içe geçirerek, eksilterek, çarpıp bölerek saymalıyız. Şeyleri birimlere dönüştürmeyen, sonuna bir türlü gelinemeyen, bir ve ikiyi beşte eriten bir sayma olmalı. Her sayışımızda değişen sonuçları kabullenecek yürekler için bir hakikat. Sulara doğru akan yeni bir matematik. Bir düzlemin başka bir düzlemde anlaşılması değil, bir düzlemin başka düzlemlere doğru bükülmesi. Dostları sayar gibi saymalıyız, biriktiremeyeceğimiz, mübadele edemeyeceğimiz dostları sayar gibi. Her anı şifrelenmiş bir hayatı ilmek ilmek açan bir anahtar gibi.Yeni matematik bir “hack” olmalı, dinamit olmalı; eski kodaları kıran, onları kullanışsızlaştıran ve bastığı toprağı yerle bir eden.

Yasa tanımaz, hakikatin içinde bir matematik mümkün ve yaşıyor dostlar arasında hala.

Bakmayı da yeniden öğrenmeliyiz. Yeniden yeniden bakmalıyız; çiçek, yıldız, çiçek. Bir anı taşlaştırarak değil, bir taşı ırmak yaparak bakmalıyız. Sarı kırmızıya kırmızı yeşile, çizgiler çizgilere, akmalı. Gösterilenleri değil ifadeleri gören bir bakış olmalı bakışımız. Bakışımız bir kapı, içine girilen, çıkılan ve bazen başka kapılardan da çıkılan. Bakışımız bir nefes gibi büzüşüp genişleyen. Bakışımız bir hareket olmalı, burnumuzdan ufka doğru zıplaya zıplaya uzaklaşan bir tavşan gibi. Her türlü gösteriyi etkisiz kılan bir ayna olmalı bakışımız.

Gösteriden azade bir bakış mümkün ve bakıyor dostlar birbirlerinin gülümsemelerine öyle, hakikatin aynasında.

Öğrenmeyi yeniden öğrenmeliyiz, bilgisiz bir öğrenmeyi. Sonra unutmalı ve yaşamalıyız doyasıya yeniden öğrenmek için yaşamasını…

ç.